| “EY İMAN EDENLER! İMAN EDİN...” | e-Posta |
| Muzaffer ALACAOĞULLARI tarafından yazıldı. on Salı, 01 Kasım 2011 14:20 | ||||||||||
|
Fatih Sultan Mehmet, bir gün Kuran okurken şu âyetin mânâsına takılmış: “Ey iman edenler! Allah'a, Peygamberine, Peygamberine indirdiği Kitaba ve daha önce indirdiği kitaplara iman (da sebat) edin!” (Nisa Suresi,136.ayet) Fatih: “Âyet, zaten iman edenlere sesleniyor. Ardından tekrar imanı emretmesi acaba neden?” diye düşünmüş. Alimlerle sohbeti esnasında konuyu kendileriyle paylaşmış. “Ne düşünüyorsunuz?” diye sormuş. Âlimlerin arasından Akşemseddin; “Sultanım,” demiş. “Dışarıdan gelen seslere kulak verin, cevabınızı alın.” Dışarıdan o sırada Mehteranın (Osmanlı Yeniçeri Askeri Bandosu) kös sesleri geliyormuş. Fatih, “Efendim, biraz açar mısınız?” demiş. Bunun üzerine, Akşemseddin şöyle izah etmiş: “Sultanım, Mehteranın davullarından ‘düm, düm’ sesleri geliyor. ‘Düm’ kelimesi, -sizin de bildiğiniz gibi- Arapça’da ‘devam et’ anlamına geliyor. Âyetin de mânâsı bu olsa gerektir. Bu âyet; ‘Ey iman edenler! Allah’a, Peygambere, Kitaba olan imanınızda her daim devam edin!’ mesajı vermektedir.” Allame Muhammed Hüseyin Tabatabi ise, El-Mizan tefsirinde (Kuran’ın yorumlanması) bu ayeti şöyle yorumlamaktadır: “Burada; müminlere, (iman ettikleri hâlde) ikinci kez iman etmeleri emrediliyor. Bunun (ikinci kez iman etmelerine emredilmesinin) karinesi (belirtisi) de, ikinci imanın konusu olan ‘Allah'a, Peygamberine, Peygamberine indirdiği kitaba...’ ifadesindeki ayrıntıdır. Yine teker teker sayılan bu hususların her birine iman etmeyi terk etme üzerine dile getirilen tehdit ve azap vaatleri de aslında müminlerin icmalî imanlarını (inanılacak şeylere kısaca ve toptan inanmayı), söz konusu gerçekleri kapsayacak şekilde yaygınlaştırmalarına yönelik bir emir olduğuna ilişkin karinelerdir. Çünkü bunlar; birbirleriyle bağlantılı, birbirini gerektirici bilgilerdir.” Gerçekten; bu ayeti, devamı olan 137. ayet ile birlikte değerlendirmek gereklidir: “İman edip sonra inkâr eden, sonra yine iman edip tekrar inkâr eden, sonra da inkârları artmış olan kimseleri Allah, ne bağışlayacak, ne de doğru yola iletecektir.” Yine; Allame Tabatabai, buna şöyle vurgu yapmaktadır: “Eğer bu ayeti, öncesinden ve sonrasından kopararak ele alırsak, yüce Allah'ın onu iman edip ardından inkâr etmek, sonra tekrar inanıp ardından tekrar inkâr etmek, sonra küfrünü gittikçe arttırmak suretiyle tekrar tekrar irtidat eden (dinden dönen) mürtetlere öngördüğü cezayı ifade etmiş olur. Yüce Allah da durumları bundan ibaret olan bu adamları bağışlamamakla, bir yola hidayet etmemekle tehdit ediyor. Böyleleri için, Allah'ın rahmetinden yana bir beklenti söz konusu olmaz. Çünkü, iman üzere süreklilik ve sebat göstermemişlerdir, istikrarsızlık örneği sergilemişlerdir. Allah’ın emrini bir oyuncak hâline getirmişlerdir.” Öyle ki; ayet, bir sonraki ayetleri de kapsayacak şekilde münafık sınıfına kadar yorumlanabilmektedir: “Şayet, bizim de tercihimiz olan, ‘İcmalî imanınızı ayrıntılarda işaret edilen gerçekleri de kapsayacak şekilde genelleştirin’ yorumunu esas alırsak, bu durumda, ‘İman edip sonra inkâr eden...’ ayeti, daha sonra işaret edilen münafıkların durumuyla örtüşen bir gerekçeli açıklama niteliğinde olur.” İman sınıflaması yapılırken, iman edilen şeyler ve iman eden kimse açısından olmak üzere iki husus öne çıkmaktadır. İman edilen şeyler açısından iman, icmalî iman ve tafsilî iman şeklinde sınıflandırılır. İcmâlî İman, kelime-yi şahadet ve tevhit olarak bilinen hususları kalben tasdik etmektir. Tafsilî (tafsilatlı, ayrıntılı) iman ise iman esasları olarak bilinen tüm hususlara ayrıntılı bir şekilde inanmaktır. Tafsilî imanın üç derecesi vardır: Birincisi: icmali imanda sadece Allah ve Resulüne iman varken, bu derecede ilave olarak ahiret gününe inanmak da vardır. İkincisi: birinci derecedekine ilave olarak, kitaplara, meleklere, peygamberlere, öldükten sonra tekrar dirilmeye, cennet ve cehennemin varlığına, mükâfat ve cezanın var olduğuna, kader ve kazaya ayrı ayrı inanmaktır. Üçüncü derecesi ise: bu iki dereceye ilave olarak, Sevgili Peygamberimizin (sav), Allah’tan aldığı ve bizlere tebliğ ettiği kesin olarak bilinen hususların hepsine ayrı ayrı iman etmektir. İman eden kimse açısından taklidi ve tahkiki iman olarak ikiye ayrılır. Herhangi bir araştırma olmadan, delil ve doğruluğu kesin olan bilgiye dayanmaksızın bir kimsenin, ana- baba, hoca, çevre gibi unsurların etkisinde kalarak bir şeylere inanmasına taklidî iman denilmektedir. Ehl-i Sünnet inancına göre böylesi birinin imanı, muteberdir (itibar ve/ya kabul edilir). Tahkiki (araştırma ve tahkik yoluyla elde edilen) iman: kesin delillere, doğru bilgiye ve araştırmaya dayalı olarak yapılan imana denilmektedir. Bu itibarla; birbirine oldukça benzer içerikte olan icmali ve taklidi iman sahipleri, Allah’a imanı zedeleyecek ve inkar veya şirke (Allah’a ortak koşmaya) yol açacak herhangi şüphe ve tereddüt uyandırıcı hücum ve taarruzlar karşısında zayıf düşebilir. Allah’ın nazarında en aşağı sınıf insanlardan, yani münafıklardan olma risk, tehdit ve tehlikesi de söz konusudur. Bu nedenle; insan, imanını her zaman yenilemeli ve tafsili ve tahkiki imanı elde etmenin yollarını araştırmalıdır. Belki de, namazın günde beş defa ve vaktinde kılınmasının müslümanlara farz (zorunlu, mutlak, ödev) ve ahirette ilk hesaba çekilecek bir yükümlülük olmasının bir hikmeti de bu olsa gerektir.
Powered by !JoomlaComment 4.0 beta1
!joomlacomment 4.0 Copyright (C) 2009 Compojoom.com . All rights reserved."
|

Yazarın Diğer Yazıları
- “BU DEPRESYONU BİTİRİN: HEMEN ŞİMDİ!”
- “KADININ EN BÜYÜK VAZİFESİ ANALIKTIR”
- BİZ KÖKÜ MAZİDE OLAN FÜTÜRİSTİZ
- YENİ ANAYASADA ASKERİ YARGI İLE GENELKURMAY VE MSB
- BERGAMASPOR’UN ÜLKÜSÜ: YÜKSELMEK, SÜPER LİGE ÇIKMAKTIR
- 23 NİSAN: DÜNYA KİTAP VE TELİF HAKLARI GÜNÜ
- ÜZERİNE TİREMEMİZ GEREKEN ŞEY: YAŞATMA İDEALİ
- 27 YIL SONRA ÇİN’DE BİR TÜRK BAŞBAKAN
- HAFTA; KUTLU MU GEÇECEK, KUTSUZ MU?
- ZÜMRÜT VE ELMAS GİBİ MÜCEVHER ÜZERİNE
- 1 NİSAN 2012 ŞAKALARI
- HER KAHVENİN BİR KÖŞESİ KÜTÜPHANE OLSUN
- ORMAN KANUNU
- BİRİ BİZİ GÖZETLİYOR
- FETİH 1453’TEN SONRA ÇANAKKALE 1915
- EN GÜZEL DUA: HAKKIMIZDA EN HAYIRLISINI İSTEMEK
- ÖRNEKLERİYLE PRATİK ZEKA
- MİRAÇ’TAN BAHTIMIZA ÜÇ ELMA DÜŞTÜ
- PEYGAMBERİMİZİ İHTİYARLATAN AYET
- BİRBİRİNE SAHİP ÇIKMAYAN TOPLUM (MUYUZ?)
- 28 ŞUBAT VE BİR GÜN ÖNCESİ
- YENİ ANAYASADA HEDEF: KATILIMCI DEMOKRASİ
- MAKUL VE MAKBUL OLAN EHLİBEYT SEVGİSİ
- TÜRK VE DÜNYA SİNEMASINDA “FETİH 1453”
- MEN DAKKA DUKKA: EDEN BULUR
- “BEN, KUR’AN’A İNANAN BİR HIRİSTİYANIM!”
- “AZMİNE SARIL BAK NE OLURSUN!”
- REFAH İKTİSADINDA RAWLS’IN ADALET TEORİSİ
- 2012 ULUSLAR ARASI ITRİ YILI
- OSMANLI’NIN KURULUŞUNUN 713. YILDÖNÜMÜ
- CARİ AÇIĞA KAYA GİBİ ÇÖZÜM
- TAM 32 YIL ÖNCE 24 OCAK
- ASKERİ DARBELERİN HER TÜRLÜSÜNE HAYIR!
- KIBRIS MÜCADELESİNDE 88 YILIN SIRRI
- BİN DOST AZ, BİR DÜŞMAN ÇOK”
- BİR HAFTADA ENERJİ TASARRUFU BİLİNCİ
- ÇEVREYE DUYARLI ENERJİ POLİTİKASI
- 2012 KUTLU DOĞUMUN TEMASI KARDEŞLİK
- NOEL BABA, NEDEN EVE BACADAN GİRER?
- YENİ YILINIZ KUTLU OLSUN
- HEDEF: İKİBİN 12’DEN YENİ ANAYASA
- OBEZİTEYLE MÜCADELEDE İLKOKUL KANTİNLERİ
- MİLLETİN YETİMİ AYDIN MENDERES’İN VEFATI
- YAHUDİ ZEKASININ YETERSİZLİĞİ
- CESARETİN BİTTİĞİ YERDE ESARET BAŞLAR
- TANRI PARÇAÇIĞI KEŞFEDİLSE NE OLUR?
- KREDİ ÇİN’DE DE OLSA TALEP EDİNİZ
- MEVLANA HAFTASI’NDA BERGAMA FARKI
- HIRVATİSTAN AB’NİN 28. ÜYE ÜLKESİ
- BAŞBAKAN’A “GEÇMİŞ OLSUN!” MESAJI



































2012-05-16 22:00:37 gökhan
Marmara Üniversitesi biyoloji bölümü öğr. gör.'lilerinden...
2012-05-03 11:43:11 Adnan Göks...
Kozak asıl sorunu ne biliyormusunuz.? BİRLİK VE BERABER...
2012-04-25 22:01:46 Cumhur BEK...
Dünya ya taşeronluk yapmayan "ağır sanayi" ise do...
2012-04-25 02:00:25 vatandaş
bunlar daha kendi kendilerini yönetemiyorlar, birde koca ...
2012-04-24 09:14:13 ysmn
bu logo neyi anlatmaya çalışıyor???
2012-04-22 15:19:01 Cevdet Asl...
Yusuf Kemalettin Perin Anadolu Öğretmen lisesi öğrencile...
2012-04-13 00:44:45 hasan
yazı ve tespitler mükemmel olmuş. elinize, dilinize sağlı...