| FELAKETİN DE BİR İYİLİĞİ VAR | e-Posta |
| Muzaffer ALACAOĞULLARI tarafından yazıldı. on Cumartesi, 03 Aralık 2011 16:49 | ||||||||||
|
Realizmin, gerçekçi romanın öncüsü olan Fransız edebiyatçı Honore de Balzac, “Felaketin bir iyiliği varsa, hakiki dostlarımızı tanıtmasıdır” der. Aşağıdaki hikaye, adeta bu sözü doğrulamak için yazılmıştır. Şöyle ki; genç adam iyi bir terziymiş. Bir dikiş makinesi ve küçücük bir dükkânı varmış. Sabahlara kadar uğraşıp didinir ama pek az para kazanırmış. Çok soğuk bir kış gecesi dükkanı kapatırken, elektrik sobasını açık unutmuş ve çıkan yangın onun felaketi olmuş. Artık; ne bir işi varmış, ne de parası. Günler boyu, iş aramış ama bulamamış... Yük taşımış, bulaşıkçılık yapmış, yine de evinin kirasını ödeyecek kadar para kazanamamış. Sonunda ev sahibinin de sabrı taşınca, küçük bir bavula sığan eşyalarıyla sokakta bulmuş kendini... Mevsim kış, hava ayaz olsa da genç adamın köşedeki parktan başka gidecek yeri yokmuş. Bir sabah iş arayacak derman bulamamış bacaklarında. Açlıktan ve soğuktan bitkin bir şekilde bankta otururken, kocaman bir araba yanaşmış kaldırıma. Arka kapıyı açmaya çalışan şoförü kızgınlıkla yana itmiş arabadan inen yaşlı adam, “Yalnız bırakın beni, parkta dolaşırsam belki sinirim geçer” diye söylenmiş. Zengin bir işadamı olduğu her halinden belli olan ihtiyar, birkaç adım attıktan sonra bankta titreyen terziyi görmüş. Terzi, adamın üzerindeki paltoya bakıyormuş dikkatle. Birden siniri geçiveren ihtiyar, “Zavallı adamcağız kim bilir nasıl üşüyordur, ona nasıl yardım etsem acaba?” diye düşünmeye başlamış. Oysa terzinin düşlediği paltonun sıcaklığı değilmiş. O, çok kalın ve kaliteli bir kumaştan üretilen bu paltonun sahibine hiç de yakışmadığını ve onun vücuduna uygun şekilde dikilmediğini düşünüyormuş. Yaşlı işadamı, terzinin yanına yaklaşıp, “Ne o evlat, bu ayazda parkta donmuşsun. İstersen paltomu sana verebilirim” deyince, “Hayır, teşekkür ederim. Ben sadece bu paltonun size göre olmadığını düşünüyordum. Kumaşı fazla kalın ve sizi olduğunuzdan şişman göstermiş” diye yanıt vermiş terzi. Yaşlı adam bu cevabı alınca hayli şaşırmış. Çünkü, o da üzerindeki paltoya onca para ödediği halde kendisine bir türlü yakıştıramıyormuş. “Soğuktan titrerken nasıl böyle bir şeye dikkat edebiliyorsun?” diye soran yaşlı adam, “Ben terziyim” yanıtını alınca “Benimle gel, hayat hikayeni yolda anlatırsın” diyerek arabaya bindirmiş bizim terziyi. Bu karşılaşma, terzinin hayatındaki dönüm noktası olmuş. Böyle yetenekli bir insanın işsiz ve evsiz kalmasına çok üzülen iyiliksever yaşlı adam, terziye bir dükkan açmasına yetecek kadar para vermiş. Bunun karşılığında tek istediği, kendi giysilerini bu genç adamın dikmesiymiş. Terzi yeniden bir işe, hem de kendi işine başlamanın heyecanıyla deliler gibi çalışmaya başlamış. Bu arada, yaşlı işadamı da desteğini esirgemiyor, onu kendi çevresinden zengin kişilerle tanıştırarak yeni siparişler almasını sağlıyormuş. Küçük dükkân önce kocaman bir modaevine dönüşmüş, sonra da pek çok ünlü marka için üretim yapmaya başlamış. Terzi artık “ünlü işadamı” diye anılır olmuş. Bir gün ihtiyar adam onu ziyarete gitmiş. Terzi çok büyük bir iş bağlantısı yapmak üzere yurt dışına gidecekmiş ve uçağa yetişmesine az bir zaman varmış. Biraz sohbet ettikten sonra yaşlı adam birden fenalaşmış, kalp krizi geçiriyormuş. Hemen bir ambulans çağırılarak hastaneye kaldırılmasını sağlamış. Yeni işadamımız ise büyük işi kaçırmak istemediği için uçağa yetişmiş. Yaşlı adam krizi atlatmış ve uzun süre hastanede yatmış, bir yandan da sadece bir kez telefon ederek durumunu soran terziyi bekliyormuş. Fakat terzi daha çok para kazanmak için oradan oraya koştururken bir türlü yaşlı adamı ziyarete gidememiş. Aradan o kadar uzun bir süre geçmiş ki bu sefer de utancından yaşlı adamın kapısını çalamaz olmuş. Bir süre sonra, terzinin işleri yolunda gitmemeye başlamış. Fabrikalarını kapatmak zorunda kalmış ve elinde kala kala yine küçücük bir dükkan kalmış. Utana sıkıla yaşlı adama koşmuş hemen nerede hata yaptığını sormak için. Son derece kırgın olan ihtiyar yine de onu kabul etmiş ama anlatacağı öyküyü dinledikten sonra hemen çıkıp gitmesini istemiş. Ve başlamış anlatmaya: “Bir zamanlar fakir bir oduncu varmış. Ormandaki bir kulübede yaşar ve odun keserek hayatını kazanırmış. Bir gün, kulübesinde yangın çıkmış ve bu yangın bütün ormanı kül etmiş. O çevrede, kimse ona güvenip iş vermeyince, çıkınını alan oduncu, eşeğine binip yola koyulmuş. Ağaçların arasında yürürken birinin kendisine seslendiğini duymuş. Başını kaldırınca konuşanın bir bülbül olduğunu görmüş. Bülbül, ona “Senin haline çok üzüldüm, şimdi öyle bir büyü yapacağım ki eşeğin çok güzel şarkı söylemeye başlayacak, sen de onunla gösteriler yapıp çok para kazanacaksın” demiş. Gerçekten de eşek, birbirinden güzel şarkılar söylemeye başlamış. Oduncu; o şehir senin, bu kasaba benim dolaşıp eşeğine şarkı söyletiyor ve herkes onları izlemek için birbiriyle yarışıyormuş. Oduncu ve şarkı söyleyen eşeği bütün ülkede ünlenmişler. Bir gün yine bir gösteriye yetişmek için koştururlarken, bülbülün yardım isteyen sesini duymuş oduncu. Bir kedi bülbülü yakalamış ve yemek üzereymiş. Şöyle bir duraklamış ama gösteriye gitmemeyi, onca parayı kaçırmayı gözü yememiş, arkasına bakmadan kaçmış oradan. Gösteri başladığında ise; eşeği, her zamanki gibi güzel şarkılar söylemek yerine, sadece bir eşeğin çıkarabileceği sesleri çıkarmış. Oduncu, kendisini şarlatanlıkla suçlayan izleyicilerin elinden canını zor kurtarmış. İşte o zaman, bülbül ölünce büyünün bozulduğunu anlamış. Ben de senin bülbülündüm ve sen beni öldürdün, büyü de o yüzden bozuldu. Keşke güzel giysiler dikerken dostluk ipliğini koparmasaydın...” Öyküyü dinleyince hemen çıkıp gitmiş terzi, çünkü söyleyecek bir sözü yokmuş... 3 SÖZ: 1) Baki’ye dostları sorar: “Kaç çeşit dost vardır?” diye. Baki, “3 çeşit dost vardır” der: “Bir dost vardır: gıda gibidir, sen onu her gün ararsın. Bir dost vardır: ilaç gibidir, gerektiğinde ararsın. Bir dost vardır: hastalık gibidir, o seni arar” 2) “Gerçek dostlar, iyi günlerinizde, davet edince sizi ziyaret ederler; kara günlerinizde davetsiz gelirler” Theophrastus 3) “İnsanların en acizi, dost aramayandır. Ondan da, daha acizi var. O da bulduğu dostu, kaybedendir” Halid bin Safvan.
Powered by !JoomlaComment 4.0 beta1
!joomlacomment 4.0 Copyright (C) 2009 Compojoom.com . All rights reserved."
|

Yazarın Diğer Yazıları
- “BU DEPRESYONU BİTİRİN: HEMEN ŞİMDİ!”
- “KADININ EN BÜYÜK VAZİFESİ ANALIKTIR”
- BİZ KÖKÜ MAZİDE OLAN FÜTÜRİSTİZ
- YENİ ANAYASADA ASKERİ YARGI İLE GENELKURMAY VE MSB
- BERGAMASPOR’UN ÜLKÜSÜ: YÜKSELMEK, SÜPER LİGE ÇIKMAKTIR
- 23 NİSAN: DÜNYA KİTAP VE TELİF HAKLARI GÜNÜ
- ÜZERİNE TİREMEMİZ GEREKEN ŞEY: YAŞATMA İDEALİ
- 27 YIL SONRA ÇİN’DE BİR TÜRK BAŞBAKAN
- HAFTA; KUTLU MU GEÇECEK, KUTSUZ MU?
- ZÜMRÜT VE ELMAS GİBİ MÜCEVHER ÜZERİNE
- 1 NİSAN 2012 ŞAKALARI
- HER KAHVENİN BİR KÖŞESİ KÜTÜPHANE OLSUN
- ORMAN KANUNU
- BİRİ BİZİ GÖZETLİYOR
- FETİH 1453’TEN SONRA ÇANAKKALE 1915
- EN GÜZEL DUA: HAKKIMIZDA EN HAYIRLISINI İSTEMEK
- ÖRNEKLERİYLE PRATİK ZEKA
- MİRAÇ’TAN BAHTIMIZA ÜÇ ELMA DÜŞTÜ
- PEYGAMBERİMİZİ İHTİYARLATAN AYET
- BİRBİRİNE SAHİP ÇIKMAYAN TOPLUM (MUYUZ?)
- 28 ŞUBAT VE BİR GÜN ÖNCESİ
- YENİ ANAYASADA HEDEF: KATILIMCI DEMOKRASİ
- MAKUL VE MAKBUL OLAN EHLİBEYT SEVGİSİ
- TÜRK VE DÜNYA SİNEMASINDA “FETİH 1453”
- MEN DAKKA DUKKA: EDEN BULUR
- “BEN, KUR’AN’A İNANAN BİR HIRİSTİYANIM!”
- “AZMİNE SARIL BAK NE OLURSUN!”
- REFAH İKTİSADINDA RAWLS’IN ADALET TEORİSİ
- 2012 ULUSLAR ARASI ITRİ YILI
- OSMANLI’NIN KURULUŞUNUN 713. YILDÖNÜMÜ
- CARİ AÇIĞA KAYA GİBİ ÇÖZÜM
- TAM 32 YIL ÖNCE 24 OCAK
- ASKERİ DARBELERİN HER TÜRLÜSÜNE HAYIR!
- KIBRIS MÜCADELESİNDE 88 YILIN SIRRI
- BİN DOST AZ, BİR DÜŞMAN ÇOK”
- BİR HAFTADA ENERJİ TASARRUFU BİLİNCİ
- ÇEVREYE DUYARLI ENERJİ POLİTİKASI
- 2012 KUTLU DOĞUMUN TEMASI KARDEŞLİK
- NOEL BABA, NEDEN EVE BACADAN GİRER?
- YENİ YILINIZ KUTLU OLSUN
- HEDEF: İKİBİN 12’DEN YENİ ANAYASA
- OBEZİTEYLE MÜCADELEDE İLKOKUL KANTİNLERİ
- MİLLETİN YETİMİ AYDIN MENDERES’İN VEFATI
- YAHUDİ ZEKASININ YETERSİZLİĞİ
- CESARETİN BİTTİĞİ YERDE ESARET BAŞLAR
- TANRI PARÇAÇIĞI KEŞFEDİLSE NE OLUR?
- KREDİ ÇİN’DE DE OLSA TALEP EDİNİZ
- MEVLANA HAFTASI’NDA BERGAMA FARKI
- HIRVATİSTAN AB’NİN 28. ÜYE ÜLKESİ
- BAŞBAKAN’A “GEÇMİŞ OLSUN!” MESAJI



































2012-05-16 22:00:37 gökhan
Marmara Üniversitesi biyoloji bölümü öğr. gör.'lilerinden...
2012-05-03 11:43:11 Adnan Göks...
Kozak asıl sorunu ne biliyormusunuz.? BİRLİK VE BERABER...
2012-04-25 22:01:46 Cumhur BEK...
Dünya ya taşeronluk yapmayan "ağır sanayi" ise do...
2012-04-25 02:00:25 vatandaş
bunlar daha kendi kendilerini yönetemiyorlar, birde koca ...
2012-04-24 09:14:13 ysmn
bu logo neyi anlatmaya çalışıyor???
2012-04-22 15:19:01 Cevdet Asl...
Yusuf Kemalettin Perin Anadolu Öğretmen lisesi öğrencile...
2012-04-13 00:44:45 hasan
yazı ve tespitler mükemmel olmuş. elinize, dilinize sağlı...